11 Ekim 2016 Salı

Platon

427 yılında  Atina'da doğan Platon, asil ve zengin bir aileye mensuptur. Asıl adı Aristokles’tir. İslam dünyasında ise Eflatun olarak bilinmektedir. Büyük bir düşünür ve parlak bir yazar olan Platon sayesinde Yunan Felsefesi  gerek şekil, gerek öz bakımından en yüksek seviyeye ulaşmıştır.


Platon, Sokrates’in öğrencisidir. Sokrates’in görüşlerinden çok etkilenmiştir. Sokrates’in idam edilmesi, Platon’un siyasi kariyerinden vazgeçmesine  ve kararlı bir demokrasi düşmanı olmasına yol açmıştır.

Sokrates’in idamı nedeniyle siyasi kariyerinden vazgeçmesini şöyle anlatmaktadır; ‘İktidar sahiplerinden bazıları Sokrates’e en son mal edilebilecek en kötü suçlamalarla, arkadaşımızı mahkemeye çağardılar ve hüküm giydirip, hükmün infazını sağladılar. Bu durumu, hükümeti, yasaları, töreleri yöneten kişileri görünce ve yaşlandıkça bu çarkın bütününü kavradım ve doğru bir sonuca varıp politika yapmanın ne kadar zor olduğunu anladım. Çünkü dostlar ve güvenilir parti yoldaşları olmadan hiçbir şey yapmak mümkün değildi.

Platon’un adı altında 34 diyalog günümüze ulaşmıştır. Platon Felsefesinin özünü idealar teorisi ve insan ruhunun ölümsüzlüğü teşkil eder. Platon’a göre idealar dünyası, nesneler dünyasının ötesinde sürekli oluş halinde öncesi ve sonu olmayan bir dünyadır. Nesneler sadece bu düşüncelerin yansımasıdır. Kısacası ruh ve fikir beden ve nesneden önemlidir.
 Platon ahlak ve devlet sorunlarıyla da uğraşmıştır. Adalet her kişinin ahlaki hayatının temeli, devlet ve sosyetenin düzenidir. Devlet şekillerinin değiştirilmesi gerektiğini söylemiş, adalet üzerine kurulu ideal bir devlet tasarlamıştır. Politeia (Devlet) adlı eserini de bu düşüncelerle yazmıştır. İdeal devletin üç sınıftan oluşması gerektiğini söylemiştir; Yöneticiler, askerler, işçiler.
 Askerler devletin varlığını korurlar, yöneticiler  kanunları yapar ve devleti yönetirler. İşçiler ise çalışarak üretimde bulunurlar ve devletin maddi ihtiyaçlarını karşılarlar. Yöneticiler ve askerler mülk edinemezler, mülk edinirlerse akılları mülklerinde olur devleti yönetemez ve savunamazlar. İşçilerin ise mülk edinme hakları vardır. Akılları mülklerinde olmalı ki mülklerine sahip çıkmak için daha çok çalışsınlar.
Platon bu devlet planını gerçekleştirebilmek için birkaç kez Sicilya’ya giderek, Siraküza’ya  Tiranı Dionizyos I’i ve dayısı Dion yoluyla Dionizyos II’yi  kandırmak için uğraşmış, her defasında hayal kırıklığına uğrayarak geri dönmek zorunda kalmıştır. M.Ö 361 yılında Sirakuza’ya gittiğinde tiranla anlaşmazlığa düşmüş kısa bir süre hapis cezası almıştır. Sonunda bu devletin insanlardan çok tanrılara yaraşır bir devlet olduğunu itiraf etmiştir.
Ölümünden sonra yayınlanan ‘ Nomoi’ (Kanunlar) adlı eserinde realiteye yakın bir devlet  şekli ortaya atmıştır. Nomoi, Yunanlıların hukuk ve siyaset alanlarında elde ettikleri sonuçları bir araya toplaması tarih bakımından oldukça önemlidir.
Platon, Atina’da efsanevi kahraman Akademos’a  adak edilmiş Gymnasium’da  felsefi  mistik bir ekol kurmuş (387), felsefesini konferanslar şeklinde açıklamıştır.


                                 


10 Ekim 2016 Pazartesi

Sokrates'in Savunmasi

Uzun yıllar önce okuduğum ve tekrar tekrar okumaktan büyük keyif aldığım bir kitabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Sokrates’in Savunması, Yunan Felsefesinin kurucularından Sokrates (M.Ö 499-369)’in tanrılara inanmadığı ve gençlerin kafasını karıştırarak, onları yanlış yola sürüklediği iddiası ile yargılanmasını, mahkeme sürecindeki konuşmalarını konu edinmiştir. Dava sonucunda Sokrates idama mahkum edilir ve infaz yerine getirilir. Bu duruma ve Otuzlar Hükümeti’nin baskı politikalarına şahit olan Sokrates’in öğrencisi Platon, siyasi kariyerinden vazgeçerek sıkı bir demokrasi karşıtı olur. Platon, Sokrates’in mahkeme öncesi, mahkeme sırasında ve mahkeme kararı sonrası konuşmalarını kaleme alır.
Sokrates mahkemedeki savunmasına şu sözlerle başlar;

Beni suçlayanların üzerinizde nasıl bir etki bıraktıklarını bilemem, Atinalılar; ama öylesine inandırıcı konuştular ki, neredeyse bana kendimi unutturdular; ve gene de söylediklerinin hemen hemen tek bir sözcüğü bile doğru değil. Ama söyledikleri sayısız yalan arasında beni en çok biri şaşırttı: Sizlere benim tarafımdan aldatılmamak için kendinizi kollamanız gerektiği çünkü çok inandırıcı bir konuşmacı olduğum söylendi. Aslında ağzımı açar açmaz büyük bir konuşmacı olmaktan nasıl uzak olduğumu göstereceğimi bile bile bunu söylemeleri bana çok utanmazca göründü hiç kuşkusuz usta bir konuşmacı ile demek istedikleri şey gerçekliği dile getiren biri değilse. Ama demek istedikleri buysa, usta bir konuşmacı olduğumu kabul ederim, hiç kuşkusuz onlarla aynı tarzda olmamak üzere. Evet, dediğim gibi, söyledikleri arasında gerçek tek bir sözcük bile yok; ama benden yalnızca gerçeği işiteceksiniz. Gene de, Atinalılar, onlarınki gibi güzel sözlerle ve deyimlerle süslenmiş bir konuşma biçiminde değil. Hayır, hiç de değil; benden duyacaklarınız dosdoğru o anda aklıma gelen sözler ve uslamlamalar olacaktır; çünkü söylediklerimin haklılığına inanıyorum. Aslında, benim gibi yaşlı bir insana sizlerin karşısına sözlerini hoş göstermeye çabalayan genç bir söylevci gibi çıkmak yakışmaz. ve kimse benden bunu beklemesin. Ama, Atinalılar, sizlerden bir ricada bulunmam gerekiyor: Eğer kendimi alışıldık tarzımda savunursam, ve eğer pazar yerlerinde ya da başka yerlerde kullanma alışkanlığında olduğum sözleri kullandığımı duyarsanız, şaşırmamanızı ve bu yüzden sözümü kesmemenizi isteyeceğim. Çünkü yaşım yetmişin üstünde, ve şimdi ilk kez bir mahkeme önüne çıktığım için buranın diline oldukça yabancıyım. Bu yüzden bana sanki gerçekten de bir yabancıymışım gibi, eğer büyürken işittiği kendi lehçesinde ve kendi ülkesinin tarzında konuşursa bağışlayacak olduğunuz biri gibi bakmanızı istiyorum. Sizlerden haksız bir istekte mi bulunuyorum? Lütfen tarzıma aldırmayın, iyi olabilir ya da olmayabilir; ama yalnızca sözlerimin haklı olup olmadığını düşünün ve yalnızca bunu dikkate alın. Çünkü yargıcın erdemi budur, tıpkı konuşmacının erdeminin gerçeği söylemek olması gibi.  Sokrates idam kararından sonra ise şu sözleri söylemiştir; Size söyleyeyim. Bu başıma gelenin iyi bir şey olduğunun, ve ölümün kötü birşey olduğunu düşünenlerin yanılmakta
 olduklarının bir belirtisidir. Çünkü iyi bir şey yapmak üzere olmasaydım, alışıldık uyarı bana karşı çıkardı hiç kuşkusuz. Bir başka yolda düşünürsek ölümün bir iyilik olduğunu ummak için çok büyük bir neden olduğunu göreceğiz; çünkü ölüm şu iki şeyden biri olmalıdır: ya bir hiçlik ve hiçbir şey duymama durumudur, ya da, dedikleri gibi, ruhun bir değişimi ve bu dünyadan bir başkasına bir göçüdür. Şimdi, eğer hiçbir şey duyulmadığını, ama düşlerin bile rahatsız etmediği birinin uykusu gibi bir uyku olduğunu düşünüyorsanız, ölüm anlatılamayacak denli büyük bir kazanç olacaktır. Çünkü eğer bir insan uykusunun düşler tarafından bile rahatsız edilmemiş olduğu geceyi seçecek olsaydı, ve bunu yaşamının öteki günleri ve geceleri ile karşılaştırıp sonra bize yaşamı boyunca bu geceden daha iyi ve daha hoş kaç gün ve kaç gece geçirdiğini söyleyecek olsaydı, sanırım herhangi bir insan—sıradan bir insan değil ama giderek büyük kral bile—ötekilerle karşılaştırıldığında böyle günlerin ya da gecelerin sayılarının çok büyük olmadığını bulurdu. Şimdi eğer ölüm böyle bir doğadaysa, o zaman ölmek kazançtır; çünkü bengilik o zaman yalnızca tek bir gecedir. Ama eğer ölüm bir başka yere yolculuk ise, ve orada, dedikleri gibi, ölüler kalıyorsa, bundan daha büyük ne olabilir, ey dostlarım ve yargıçlarım? Eğer gerçekten de biri aşağıdaki dünyaya varırsa, ve bu dünyadaki türe öğretmenlerinden kurtulup orada yargıda bulundukları söylenen gerçek yargıçları bulursa—Minos ve Rhadamanthus ve Aeakus ve Triptolemus, ve Tanrının kendi yaşamlarında dürüst olmuş olan başka oğulları—, o zaman yolculuk onu yapmaya değerdir. Orfeus ve Musaeu ile, Hesiod ve Homer ile konuşabilmek için insan neler vermezdi? Hayır, eğer bu doğruysa, birçok kez ölmeyi kabul ederim. Ben kendim de orada Palamedes ile, Telamon'un oğlu Ajax ile, ve haksız bir yargı yoluyla ölmüş başka birçok eski kahraman ile karşılaşıp konuşmayı harika birşey olarak kabul ediyorum; ve sanırım yaşadıklarımı onların yaşadıkları ile karşılaştırmak çok büyük bir haz verecektir. Herşeyden önce, o zaman gerçek ve yanlış bilgi üzerine araştırmamı sürdürebileceğim; bu dünyada olduğu gibi sonrakinde de; ve kimin bilge olduğunu, ve kimin bilgelik tasladığını ve öyle olmadığını bulacağım. Büyük Truva seferinin önderini sorgulayabilmek için, ey yargıçlar, bir insan neler vermez; ya da Odisseus'u ve Sisifos'u, ya da sayısız başka erkek ve kadını! Onlarla söyleşide ve onlara sorular sormada nasıl sonsuz bir haz olacaktır! Bir başka dünyada, ne olursa olsun, bir insanı sorular sorduğu için öldürmezler. Çünkü bizlerden daha mutlu olmanın yanı sıra, eğer söylenen doğruysa, ölümsüz olacaklardır. Bu yüzden, ey yargıçlar, ölüm karşısında umutsuz olmayın, ve pekinlikle bilin ki, ister bu yaşamda olsun isterse ölümden sonra, iyi bir insanın başına hiçbir kötülük gelemez. O ve onun olan hiçbirşey Tanrılar tarafından gözardı edilmez; ne de benim yaklaşan sonum yalnızca bir şans sonucunda olmuştur. Ama açıkça görüyorum ki benim için en iyisi şimdi ölmek ve sorunlardan kurtulmak olacak. Bu yüzden bilici hiçbir belirti vermedi. Bu nedenle de beni mahkum edenlere ya da suçlayanlara kızgın değilim; bana hiçbir kötülük yapmış değiller, gerçi beni mahkum etmedeki amaçları bana bir iyilik yapmak değil ama beni yaralamak olmuş olsa da; ve bunun için onları biraz kınayabilirim. Gene de onlardan bana bir iyilikte bulunmalarını isteyeceğim. Oğullarım büyüdükleri zaman, ey dostlarım, eğer varsıllık konusunda ya da başka herhangi birşey konusunda erdem için olduğundan daha fazla kaygı gösterirlerse, ya da eğer gerçekte birer hiçken birşeymiş gibi davranırlarsa, sizden onları cezalandırmanızı, benim sizlere sıkıntı verdiğim gibi onlara sıkıntı vermenizi isteyeceğim; o zaman uğruna kaygı duymaları gereken şeyle kaygı duymadıkları için, gerçekte bir hiçken birşey olduklarını düşündükleri için, benim sizleri azarladığım gibi siz de onları azarlayın. Eğer bunu yaparsanız, hem ben hem de oğullarım sizden hakça davranış görmüş olacağız.Ayrılma saati geldi, ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye, siz yaşamaya.Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir.
Sokrates idam edilmeden önce karısı Xanthippe’nin ‘ Ama sen suçsuzsun, suçsuz yere idam ediliyorsun’ sözlerine karşılık verdiği cevap ise şöyle; ‘ Be kadın, suçlu olarak idam edilmemi mi yeğlerdin.’

Sokrates felsefe yapmak için, doğru bildiğini söylemek için, bilim için ölümü tercih ederek getirilen zehiri kendisi içer, kalkıp biraz yürür, ayakları uyuşmaya başlar sonra uzanır. Uzanırken dostlarından birine ” Asclepius’a bir horoz borcumuz var, ödemeyi unutmayın” der ve doğru bildiğini savunmanın, adını sonsuza kadar yaşatacağını bilmesinin huzuruyla ölüme doğru yürür.









7 Ekim 2016 Cuma

Sorgulamak

sorgulamak

Yaşadığımız hayatı anlamlı kılmanın yolu sorgulamaktan geçmektedir. Sorgulamak için düşünebilmemiz, düşünebilmemiz için okumamız gerekmektedir. Çünkü kitaplar bizi düşünmeye sevk ederler.  Okudukça ufkumuz genişler, ufkumuz genişlediğinde ise at gözlüğünü bir kenara bırakıp, hayata çok yönlü bakabiliriz. Körü körüne bağlandığımız her şeyi yeniden düşünür ve sorgularız. Bize sunulanların doğruluğunu bu nokta da anlamaya başlarız. Okumazsak, düşünmezsek, sorgulamazsak bize sunulanlarla yetinmek zorunda kalırız.
Platon ( Eflatun)’a göre bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak boyunlarından ve ayaklarından zincire vurulmuş oturmaya mahkumdurlar. Başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen hayvanların, insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izleyebilmektedirler. Bu mahkumların sahip oldukları bilgi, onların kulaklarıyla ve gözleriyle kazandıkları duyusal bilgidir ve bu görsel bilgi duvardaki gölgelerin, yani görünüşlerin bilgisidir. İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür. Gördüklerine inanamaz. İnsan için yanılgılardan kurtulmak, eski alışkanlıkları terk etmek çok güç olduğundan, o muhtemelen yeni duruma alışamayacak ve daha önce görmüş olduğu şeyler, ona daha gerçek görünmeye devam edebilecektir ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin yansıma olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkansızdır (Mağara Algoritması). Çünkü içerdeki arkadaşları sadece onlara sunulan hayat ile yetinmekle beraber yeni bir durumun varlığını sorgulama cesaretini gösterememektedirler. Oysa arkadaşlarının gördüklerine inanıp, sorgulamaya ve anlamaya çalışsalar, mahkumluktan kurtulacak, yeni bir hayata yelken açma şansını yakalayabileceklerdir.
Körü körüne bağlandığımız her şeyi bir kenara bırakarak, yeniden düşünüp, sorgulayarak yeni şeyler üretebilir ve ilerleyebiliriz.

Youtube'da paylaşılan Platon Mağara Algoritması videosunu izleyebilirsiniz;