31 Mart 2015 Salı

Bankalar Bankalar Bankalar

Önceki yazılarımda da bahsetmiştim bankaların sağladıkları haksız kazançlardan.Bu öyle büyük bir kazanç ki,bankalar bu kazançtan vazgeçmemek için ,daha çok kazanabilmek için her gün yeni kampanyalar düzenliyorlar.İnsanları kredi kartı kullanmaya özendirerek borç batağına sürüklüyorlar. ,Kredi kartı alırsanız 1000 lira bedava kredi,kredi kartı alırsanız asgariyi ödeyin gerisine faiz yok,kredi kartı kullanın bonus kazanın,avantajlardan faydalanın vs. vs...............
Bankaya herhangi bir şey için gidersin,bireysel müşteri temsilcisi haberin olmadan bir şekilde senin adına kredi kartı başvurusu yapar.Çağrı merkezi asistanları her gün defalarca arar seni kredi kartı kullanmanın avantajlarından bahseder,kullanmak istemediğini söylersin ,telefonu kapatmaya çalışırsın,sülük gibi yapışır.Neden kredi kartı kullanmak istemiyorsunuz?Nakit alışveriş yapıyorum çünkü. Nakitiniz olmazsa kredi kartıyla dilediğiniz gibi alışveriş  yoksa zaten alışveriş yapmam.Acil bir ihtiyacınız olur,biz size kart gönderelim 1 yılda kart aidatı ödemeyin.İçini gıdıklar insanın.Yarım saat telefonda ikna etmeye çalışır seni.Kredi kartın vardır ,kapatmak istersin çağrı merkezini ararsın.Müşteri temsilcisine bağlanabilmek 15-20 dakikayı bulur.Bağlanırsın,kredi kartını kapatmak istediğini söylersin fakat müşteri temsilcisini kapatma işlemlerine başlamak için ikna etmeye çalışırsın.Neden kapatıyorsunuz?,kapatmayın ,bonus verelim , bir dünya hikaye....Sonunda onay ister.
Ve 7 gün içerisinde çağrı merkezi tarafından aranırsın.Karşıdaki müşteri temsilcisi Genel Müdürlükten aradığını söyler,kartı neden kapatmak istediğini sorar,kapatmayın der,kart aidatı almayacağız der,puan verelim der .der Allah der.Neden?Başta da söylediğim gibi bu öyle büyük bir pazar ki ,öyle büyük kazanç sağlıyor ki bankalar 1 müşteriyi bile kaybetmek istemiyorlar.

Biz tüketiciler olarak bankalarla mücadele etsek , hakkımızı sonuna kadar arasak,vazgeçmesek bir şeyler değişir mi? Bence çok şey değişir....................

19 Mart 2015 Perşembe

İNTERNETTEN PARA KAZANMAK KOCA BİR YALAN

İnternette sık karşımıza çıkar para kazanma yöntemleri.,Evden para kazan, ,para kazanmanın yolları  gibi bir çok reklamla karşılaşıyoruz her gün internette.Peki bu reklamların doğruluk derecesi ne?Evden başka bir iş yapmadan para kazanmak mümkün mü?
Bence mümkün değil.Satış ortaklığı ( marketing sistem ) gibi sistemler sizi para kazandırma vaatleriyle sisteme üye yapıyor.Bu bir tekstil firması olabilir , kozmetik firması olabilir,örnekleri çoğaltmak mümkün.Siz sisteme üye olduktan sonra sizden katalog almanız isteniyor ya da 200 dolar karşılığında (miktar daha düşükte olabilir,daha yüksek de) ürün paketi almanız isteniyor.Aldığınız ürüne %20-%30 kar ekleyerek ürünü satabileceğiniz söyleniyor.Bunun yanında sisteme ne kadar üye getirirseniz kazancınızın katlanarak artacağı söyleniyor.Açıkçası birileri sizin sırtınızdan para kazanıyor.Para kazanmayı bir kenara bırakın , cebinizden katalog parası,para kazanmanın sırlarını içeren kitap parası , satmak için aldığınız  ürün paketinin parası gibi bir dünya para sizin cebinizden çıkarak birilerini zengin ediyor.Sistem, kolay yoldan para kazanma  arayışı içinde olanların sırtından para kazanmaktan başka bir şey değil.Sizin paranızla birileri keyif sürüyor açıkçası.

Karşılaştığım reklamlardan birinde de anket doldurarak para kazanabileceğinizden bahsediliyordu.
Bu yöntemde de sizden kitap almanız isteniyor.Bu kitabı aldığınızda internetten anket doldurarak nasıl para kazanabileceğinizi öğreniyormuşsunuz.KOCA BİR YALAN.Yine sizin üzerinizden birileri para kazanmaya çalışıyor ,itibar etmeyin.Sisteme üye olduğunuzda ağzınıza bal çalmak için tarafınıza 3-4 adet anket gönderilir ve karşılığında 10 tl kazandığınız söylenir.Ancak parayı alabilmeniz için biriken paranızın 100 lira olması gerektiği belirtilir ve tarafınıza bir daha anket gönderilmez.


Yurt dışındaki insanların internet üzerinden para kazandıkları doğrudur.Satış ortaklıkları , anket firmaları vb bir çok yöntem ile ek kazanç sağlayan insanlar çok yurt dışında.Ama kimse geçimini sadece bu işler üzerinden para kazanarak sağlamıyor.İnsanlar sadece hobi olarak ilgileniyor bu işlerle.

Ülkemizde ise işsizlik sebebiyle bir çok insan bu yollarla para kazanma arayışı içerisinde.Ancak ne yazık ki bu yollarla para kazanmak bizim ülkemizde  mümkün değil.Kısacası internette yayınlanan para kazanma videoları,reklamları,para kazanma siteleri,ve bir günle başlayan internetten sözde para kazanıp zengin olanların hikayeleri ........Tüm bunların hepsi KOCA BİR YALAN.



9 Mart 2015 Pazartesi

SENEDE BİR GÜN.....


8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü…Peki  senede 1 gün kutlanan bugün , neden Dünya Kadınlar Günüdür.Bir  çoğumuz bilmiyoruz belki de,sadece kadınlar günü olduğu için kutluyoruz          .
New York kentinde 8 Mart 1857 tarihinde 40000 dokuma işçisi çalışma şartlarının iyileştirilmesi için bir tekstil fabrikasında greve başlamış,polisin işçilere saldırmasıyla işçiler fabrikaya sığınmış,fabrikada çıkan yangın sonucunda ise 129 işçi hayatını kaybetmiştir.
26-27 Ağustos 1910 tarihinde Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ,Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden  Clara Zetkin ,8 Mart 1857 tarihinde ölen işçilerin anısına 8 martın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirmiş ve öneri kabul edilmiştir.
Türkiye’de ise Dünya  Kadınlar Günü ilk kez  1921 yılında kutlanmaya başlanmış ,12 Eylül 1980 darbesi nedeniyle 4 yıl kutlanamamış,1984 yılından itibaren her yıl tekrar kutlanmaya başlanmıştır.
Türkiye’de her yıl 8 martta bir çok ilde sivil toplum kuruluşları tarafından yürüyüşler düzenlenmekte,paneller düzenlenmekte,politikacılar kadınlar hakkında ,kadına şiddet hakkında konuşmakta ,medya kadınlar gününe ve kadınlara geniş yer vermektedir.Belgeseller yayınlanır,aktivistler  programlara konuk edilir,kadın cinayetleriyle ilgili istatistikler yayınlanır.Ya sonra?
Sonra mı? Kadınlar günü biter,kadın unutulur..Birkaç aktivist ,birkaç sivil toplum örgütü dışında kimse sesini çıkarmaz,kimse kılını kıpırdatmaz.Vahşice işlenen kadın cinayetleri geniş yer bulur medyada ama sadece birkaç gün , sonra unutulur.İş bulamayan kadınlar , tacize uğrayan kadınlar,baba ,abi,eş şiddetine uğrayan kadınlar, küçük yaşta evlendirilen kadınlar yılda kaç gün hatırlanır? 4 yıl önce Bursa’da vahşice öldürülen Sema Karakoca’nın cinayetiyle ilgili gözaltına 5 kişi delil yetersizliğinden serbest bırakıldı.Hala aramızdalar.4 yıl önce gösterilen tepkiler şimdi var mı? Hayır yok.Ailesinden başka hangimiz hatırlıyoruz Sema’yı?

2015 yılında 65 günde 56 kadın vahşice öldürüldü.Bu sadece medyaya yansıyanların sayısı.Yüzlerce kadın şiddet gördü ve yüz binlerce kadın şiddete maruz kalıyor.Bir çoğu sesini bile çıkaramıyor, derdini kimseye anlatamıyor.Hoş anlatsa da pek  bir şey olmuyor.Şiddet gördüğü için karakola müracaat eden kadın kocasıyla barıştırılıp evine gönderilmedi mi? Sonra kocası tarafından öldürülmedi mi? Eşine şiddet uyguladığı için cezaevine giren adam , cezaevinden izinli olarak çıktığı gün karısını öldürmedi mi? Kadına şiddetle ilgili kadın cinayetleriyle ilgili önlemler alınıyor mu ?Hayır alınmıyor. Neden mi? Çünkü yıllara göre istatistikler incelendiğinde,tacizin ,tecavüzün  kadına şiddetin ,kadın cinayetlerinin giderek arttığı görülmektedir.

6 Mart 2015 Cuma

ERKEK OLMAK -KADIN OLMAK

Ataerkil toplum yapısının en önemli unsurudur erkek…Erkek olmanın ne kadar önemli bir mertebe olduğu benimsetilir bu toplumda insanlara. Kız çocuğu doğunca utanç, erkek çocuğu doğunca gurur duyulur.
 Erkek adamın erkek çocuğu olur, erkektir yapar, delikanlı benim oğlum vb. binlerce söz vardır erkeği yücelten.  Ve bu duygularla yetiştirilir erkek çocuğu.  Sorumluluğu erkek olmak olarak algılar sadece. Erkek adam ağlamaz , erkek acı çekmez, erkekte duygusal mı olurmuş?......................... Kendine güvensiz bir ERKEK ADAM daha kazandırılır topluma.
                Erkek çocuğu sünnet olur ,eğlenceler düzenlenir onun için ,çünkü ERKEK ADAM olmuştur artık. Okula sorgusuz sualsiz gönderilir çünkü erkektir. Davulla zurnayla uğurlanır asker ocağına çünkü bir mertebe daha yükselmiştir erkek olma yolunda. Babası tarafından sırtı sıvazlanarak geneleve götürülebilir. Askerden gelir evlenir hele bir de erkek çocuğu olursa dünyaları verir ailesine çünkü soyunu devam ettirebilecektir. AİLE  REİSİ olmuştur artık. Başkasının karısına kızına bakabilir çünkü erkektir  ama kendi karısına, kızına yan bakan olursa ASLAN kesilir , namus bekçisi kesilir çünkü ERKEKTİR, arkadaşlarıyla dışarı çıkabilir, geç saatlere kadar eve gelmeyebilir, hatta eve hiç gelmeyebilir , karısını aldatabilir , çapkınlık yapabilir çünkü ERKEKTİR ihtiyaçları vardır onun… Erkek olmanın getirdiği bütün hakları özgürce kullanabilir. Hatasızdır. HER YAPTIĞININ BİR AÇIKLAMASI VARDIR. Evi  geçindiren odur , erkek olmanın gerektirdiği sorumlulukların büyük yükü vardır omuzunda.. Daha ne yapsın?
Ya kız çocuğu???????Her zaman geri plandadır  bu tür toplumlarda, dünyaya geldiğine bin pişmandır.Doğar doğmaz kadın olmanın yükü binmiştir minicik omuzlarına.Daha cinsiyeti öğrenilir öğrenilmez kabul edilemez ,burun kıvrılır ama olmuştur işte. Kız çocuğu doğuran kadın ‘Bir erkek çocuğu doğuramadın ‘ sözleriyle pek sık karşılaşır. Baba kucağına bile almaz , sevmez kız çocuğunu ayıptır çünkü. Doğmuştur işte bir kenarda durur öyle, SOYUNU DEVAM ETTİREBİLME çabası içindedir aile.
Kız çocuğu, sen kızsın sözüne küçük yaşlardan itibaren alışmaya çalışır. Çocukluk yıllarında başlar kısıtlamalar. Sokakta  oynaması bile ayıptır. Kadın olma yolunda ilk adımını atmıştır ilk hastalığını yaşamıştır , utana sıkıla annesine söyler , annesi tarafından sıkıca tembihlenir kimseye söylememesi konusunda , kutlamayı bir kenara bırak herkesten gizlenir çünkü ayıptır. Hal ve hareketlerine dikkat etmek zorundadır çünkü kızdır , kılık kıyafetine dikkat etmek zorundadır, ev işlerini , yemek yapmayı ,evi çekip çevirmeyi erken yaşlardan itibaren öğrenmek zorundadır çünkü evlendiğinde KOCASININ HİZMETKARIDIR O. Okula gitmesi , eğitim görmesi çok önemli değildir çünkü gereken eğitimi ailesi vermiştir. İlla okutulacaksa da belirli sınırları vardır okutulmasının  ;Üniversiteyi il dışında okuyamaz , herkesle arkadaşlık edemez , namusuna sahip çıkmalıdır ,başını kaldırıp etrafına bakmamalıdır, BEKARETİ önemlidir. Günü gelir evlendirilir genelde istemediği adama VERİLİR. Annesi ve ailenin kadınları tarafından sıkı sıkı tembihlenir , kocası artık ERİDİR ,SAHİBİDİR, kocasının sözünden dışarı çıkmamalıdır, ona karşı gelmemelidir , bir dediğini iki etmemelidir , hizmette kusur etmemelidir, saygıda kusur etmemelidir , kocası ve kocasının ailesi artık ailesidir , eti de kemiği de onlarındır, dışarda bekleyen binlerce kadın vardır , dikkat etmezse , hizmette kusur  ederse kocasını başka kadınlara kaptırabilir.Evlendikten sonra da devam eder uyarılar. Anne , baba ,kayınbaba, kayınvalide, koca herkes söz sahibidir kadın üzerinde. Kısacası erkek her şeyi özgürce yaşayabilirken , kadının tepesinde bekleyen bir yumruk vardır. Baba yumruğu, abi yumruğu ,eş yumruğu….
                Çocukken  KIZDIR  , büyüdüğünde KADINDIR ,evlendiğinde AVRATTIR – GELİNDİR. Sıfatları  hep değişir ama yaşadıkları hep aynıdır , ezilendir ,şiddet görendir , öldürülendir.

                

4 Mart 2015 Çarşamba

Türkiye'de Sendikacılık


Sendika, işçilerin ve işverenlerin çalışma ilişkilerinde,ortak ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için meydana getirdikleri tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır.
Tanımda da bahsedildiği gibi sendika çalışanların ortak hak ve çıkarlarını korumalı , sorunlarını çözmeli ,siyasi parti yandaşlığı , iktidar yandaşlığı yapmamalıdır.. Ancak Türkiye’de sendikacılığın amacının dışında olduğu açık ve nettir.Sendikalar çalışanların haklarını aramak yerine , çalışanların sorunlarına çözüm bulmak yerine siyasi söylemlerde bulunmakta , birbirleriyle atışmakta ve siyasi propaganda yapmaktadırlar. A sendikası dendiği zaman B partisi , C sendikası dendiği zaman D partisi akla gelmektedir.Sendikaların bir kısmı muhalefeti, bir kısmı ise iktidarı eleştirmekten sendikacılık faaliyetlerini yürütememektedirler.Bu yüzdendir ki 12 milyon işçinin , 2,5 milyon memurun bulunduğu ülkede 1 milyon sendikalı işçi , 1,5 milyon sendikalı memur bulunmaktadır. Rakamlar çalışanların sendikaya olan inançlarının ne kadar az olduğunu göstermektedir. Türkiye , maden kazalarının en çok yaşandığı ülkelerden birisi olmasına rağmen çalışan 190 bin maden işçisinden sadece 38 bini sendikaya üyedir. .

Sendikalar için emeğin ve emekçinin yanında olmak , çalışanların hakkını aramak eskide kalmış , sendikaların amacı üye sayısını arttırmak , muhalefete ya da iktidara siyasi yandaşlık olmuştur.

25 Şubat 2015 Çarşamba

TÜRKÇEYİ KONUŞAMAMAK

Son yılların yeni modası oldu yeni kelimeler üretmek , Türkçe konuşurken İngilizce kelimleler kullanmak. Her gün git gide büyüyor , gençler arasında daha çok yayılıyor bu alışkanlık.Konuşma şekilleri bile değişti insanların. Yayarak konuşmayı , ses tonunu robotlaştırmayı iyi bir şey sanıyorlar. Kadınlar  3 yaşındaki bebek gibi konuşmaya başlar oldu. ( TeSekkürler gibi …..ş harfini kullanamaz oldular.)
Atar , atarlanmak , gider yapmak , heyecan yapmak , kanka , panpa gibi bir çok kelime girdi hayatımıza.Duygu sömürüsü yapmanın adı acıtasyon olmuş ,takip etmek yerine follow etmeyi daha çekici bulmuş insanlar , iletişim kurmak yerine  contact  kurmak daha mı hoş geliyor kulağa ?
Adam doğru dürüst İngilizce konuşamaz ama Türkçe kelimeler yerine İngilizce kelimeler kullanmaktan vazgeçmez. Televizyonda yayınlanan moda programlarında , dizilerde , oyunlarda kullanılan uydurma kelimeleri kullanmaya çok hevesliyiz. Dükkan isimleri yarı İngilizce yarı Türkçe.
Haber kanallarındaki muhabirler , sunucular  İstanbul’a büyükşehir demek yerine megapol demeyi tercih ediyor .Hayat tekdüze demek yerine monoton demek , nitelikli yerine kalifiye ,yalıtım yerine izolasyon, yasal yerine legal , kuşak-nesil yerine jenerasyon , kendiliğinden gelişti yerine spontane , simge yerine sembol , veri yerine data  gibi  daha bir çok örnek var.
                Nedir bu hastalık ? Çok mu iyi bu kelimeleri kullanmak? Dilimize böyle mi sahip çıkıyoruz?  Ne kadar basitleştiğimizin farkında değil miyiz ? 
                Önce kendi dilimizi  doğru dürüst öğrenelim , doğru konuşalım , kendi dilimize sahip çıkalım. Zaten kendi dilini iyi bilmeyen diğer dilleri de öğrenemez konuşamaz.



18 Şubat 2015 Çarşamba

FUTBOLA OLUK OLUK AKITILAN PARALAR

Türkiye’de Süper Ligde oynayan bir futbolcunun ortalama maaşı yıllık 1 milyon Euro (2 800 000 tl ).Bu miktar 3,5 milyona Euro ya kadar çıkabiliyor. Tabi buna alınan primler falan dahil değil. Sadece Türkiye’de değil , bütün dünyada bu durum böyle. Futbola akıl almaz paralar aktarılıyor. Bahisler , teşvikler ……………..
Ülkemizde futbol fanatikliği ve bahis hastalığı da hat safhada. Bir adamın hafta sonunu ailesine ve çocuklarına ayırması zoruna giderken , söz konusu futbol maçı olduğunda gözü hiçbir şey görmez. Ya da çocuğuna harçlık vermekte zorlanırken söz konusu bahis oynamak olduğunda oldukça açıktır eli. Tabi bu insanların , ailesinin rızkından kıstığı bu paralar futbol camiasının cebini doldurmaktadır. Sevgililerine lüks jeepler hediye ederler , yatlar alırlar ………………………………………………….. Paranın verdiği şımarıklıkla keyif sürerek devam ederler hayatlarına , bir çoğu farkında değildir Dünyadaki diğer gerçeğin !
Dünya küresel açlık raporuna göre saatte 300 çocuk ölmektedir açlıktan. Afrika’da her 5 çocuktan 2’si açlık nedeniyle gelişemiyor .Bu kıta çapında 60 milyon çocuk demek. Her yıl 5 yaşının altındaki 6 milyon çocuk ölüyor tek sebebi açlık……  Sevgiliye hediye edilen lüks bir jipin parası kaç çocuğu kurtarır açlıktan…….?



Bir diğer sorun ise evsizlik….Dünyada milyonlarca evsiz bulunuyor. Çöpten yiyecek toplayarak , banklarda , telefon kulübelerinde , parklarda yatarak hayatta kalmaya çalışıyor bu insanlar. Türkiye’deki sayıları 100 bini bulmakta.


Afrika’da sadece 2 litre su bulamadığı için bir  çok insan hayatını kaybediyor. Bir çok insan daha iyi koşullarda yaşayabilmek  için kaçak yollarla Avrupa ve Amerika’ya gitmeye çalışırken ölüyor.
Milyonlarca insan salgın hastalıklar nedeniyle ölüyor.
Tüm bu sorunların çözümü ne yazık ki parayla ilgili.
22 kişi bir topun peşinden koşuyor ve bunun karşılığında akıl almaz paralar alıyorlar , milyarlarca insan bu duruma destek veriyor. Küresel sorunlar söz konusu olduğunda verilen destek ne kadar ?

Demiyorum ki futbol oynanmasın , izlenmesin ,futbola destek verilmesin !  Sadece soruyorum dünyada açlık sorunları varken , insanlar yoksulluk nedeniyle ölürken ,milyonlarca evsiz varken futbol camiasındakilere akıtılan bu paralar hak mıdır?  Tüm bunlar akıllarına geldiğinde hiç mi vicdanları sızlamaz?

14 Şubat 2015 Cumartesi

FAYDANIZ YOK ZARAR VERMEYİN BİRAZ VİCDAN


Hepimiz her gün bir çok kez karşılaşıyoruz sokakta yaşayan canlılarla ama bir çoğumuz da farkında bile olmuyoruz ne durumda olduklarının aç susuzlar  mı  , hastalar mı ………..?
Bazıları  farkında olmak bir yana varlıklarından rahatsız oluyorlar. Kışın üşümemeleri için yapılan küçük bir sığınak  , yazları bina önlerine konulan su ve mamalar rahatsız ediyor birilerini. Bir kısmı daha da ileri giderek işkence ediyor canlılara.
Biz onların yaşam alanlarını işgal ediyoruz , bizlerle birlikte yaşamalarına müsaade etmiyoruz , onlarla birlikte yaşamaktan gocunuyoruz. Güç onlarda olsaydı emin olun bizim davrandığımız gibi davranmazlardı. Bencil olmazlardı , şefkatle yaklaşırlardı.

Biri sokağa tükürdüğünde üstüne basıp geçiyoruz  , sokağa çöp atanları gördüğümüzde sesimiz çıkmıyor  sorun titizlikse bunlar daha önemli değil mi ? Apartman bahçesine konulan bir tas su , bir tas mama neden rahatsız ediyor apartman sakinlerini…….En büyük hayvan biz insanlar değil miyiz? Her canlıya en büyük işkenceyi yapan bizler değil miyiz? Ağaçları keserek ormanları yok eden , rant uğruna ormanları yakan , denizlere atıklarını bırakarak zarar veren bizler değil miyiz? Bu dünyada yaşamayı hak eden biz insanlar değiliz , o hor gördüğümüz diğer canlılardır…

13 Şubat 2015 Cuma

Yemek programları

Kumanda ile gezinirken hemen hemen bir çok kanalda karşımıza çıkar yemek programları.Günün her saatinde bu tarz programları görebilmek mümkün. Bazıları tarif üzerinedir , bazılarında insanlar mutfaktaki hünerlerini sergileyerek birbirleriyle yarışırlar. Et yemekleri , birbirinden güzel tatlılar , pastalar , börekler havada uçuşurlar adeta.... Yoksulluk sınırı asgari ücretin 4 katı  (4014 lira) , açlık sınırı 1200 lira olan  bir ülkede bu tarz programların bu kadar çok olması ne derecede doğru..İnsanlar  aldıkları 900 lira maaş  ile ev kiralarını ödemeye çalışırken, evlerine ekmek götürmeye çalışırken , çocuklarının çoğu isteğini karşılayamazken  hemen hemen her kanalda yayınlanan yemek programları…..Geçenlerde televizyonda denk geldiğim yemek programına konuk  olan kişi Türkiye’nin en iyi kasaplarındanmış. Fırında et yaptı. Eti fırından aldılar , kamera iyice yaklaştı (neredeyse ağızlarının içine girecek) , program sunucusuyla yemeye koyuldular , kamera ağızlarının dibinde..Vay efendim nasıl güzel pişmişmiş , böyle bir et yokmuş, hayatında bu kadar lezzetli et yememişmiş……. Yahu bunları söylerken hangi vicdanla hareket ediyorsunuz? Hiç mi vicdanınız sızlamaz , hiç mi düşünmezsiniz bir lokmaya muhtaç insanları , hiç mi düşünmezsiniz  bir lokma yemek için Suriyeli çocuğun yediği dayağı…… Bence hiç düşünmezsiniz ,  umrunuzda değildir  bir lokmaya muhtaç olanlar , şimdi çıkarsınız bu eleştirilere cevap olarak  biz insanlara gereken yardımı yapıyoruz dersiniz , biz muhtaç olanın yanındayız dersiniz , ne derseniz deyin , kıtlıktan çıkmış gibi görgüsüzce yemek  yediğiniz  o an her şeyin cevabı……

11 Şubat 2015 Çarşamba

Çağımızın hastalığı akıllı telefon

15-20 yıl önce cep telefonları bir lükstü.Hatta öncesi çağrı cihazlarıdır.Bazı insanlar bu cihazlarla haberleşirlerdi.Hem cep telefonları hem de çağrı cihazları bir lükstü.  Motorola , Ericsson 688 , Nokia 5110 gibi cihazlar vardı piyasada ve insanlar gerektiğinde kullanırlardı.Konuşmak için , mesajlaşmak için..... Sonra gazeteler ve operatörler iş birliği yaparak kuponla cep telefonu (alcatel vb) ve  telefon hattı (muhabbet kart vb ) vermeye başladılar ve herkes yavaş yavaş cep telefonu sahibi olmaya başladı.Virüs yavaş yavaş yayılmaya başladı.Her geçen gün telefonların özellikleri yükseltilerek piyasaya sürülüyordu.(polifonik melodiler , bas konuşlar vs... Aslına bakarsanız bir sonraki ürün çok öncesinde üretilir ancak piyasaya çok sonra sürülür.) Ekranlar renklendi , uygulamalar arttırıldı telefonlara oyunlar yüklenebildi , içerikler satın alınabildi.İnsanlar telefona bağımlı hale getirildi ve büyük bir pazar oluşturuldu.Bir sonraki teknolojiye sahip telefonları kullanabilmek için krediler çekildi , kredi kartlarına borçlanıldı.3g teknolojisiyle birlikte herkes görüntülü konuşmaya başladı ,önceleri insanlar birbirlerine sadece  mms (resim , sesli içerik ) gönderebilirken artık birbirlerini görerek konuşabiliyorlardı.Telefon furyası git gide büyüyordu var olan telefonlar yetmedi , akıllı telefonlar üretilmeye başladı , operatörler insanlar internete bağlanabilsin diye kampanyalar başlattı.Telefonlarından internete bağlanabilen insanlar artık telefonlarıyla arkadaş -sevgili-dost oldular.Telefonlarından kopamadılar.Binlerce lira karşılığında yenisini almaktan geri kalmadılar , gece yarısı kuyruklarda beklediler.Kredi kartına taksit yapılamamasını hiç mi hiç önemsemediler , bankalardan kredi çektiler , evdeki zaruri ihtiyaçlardan daha önemliydi akıllı bir telefona sahip olabilmek , arkadaşlıktan dostluktan daha öteydi.Otobüste ayaktayken düşmek pahasına telefonu ellerinden bırakmadılar , iş yerinde işlerin aksaması pahasına gelen mesaja bakabilmek,gelen mesajı yanıtlayabilmek daha önemliydi  , kuyrukta bekleyen müşteri nede olsa biraz daha bekleyebilirdi , arkadaşıyla oturmuş karşılıklı  kahve içiyordu zaten konuşmaya ne gerek vardı  internetteki videoyu o anda izleyebilmek daha önemliydi...................Çoğu kişiyi gecenin bir yarısı arayıp ona ihtiyacın olduğunu söylesen gelmemek için bin takla atar , mırın kırın eder , gelse dahi gün gelir başına kakar (tabi istisnalar da var , genelleme yapmamak lazım) ama söz konusu olan yeni çıkan akıllı telefonu alabilmekse sabaha kadar kuyrukta beklemek , gecenin ayazında tir tir titremek hiç önemli değil.
Hayatımıza hoşgeldin akıllı telefon..........

Bankalar ve sağladıkları haksız kazanç

Alerjim olan kelimelerden biri ''banka'' kelimesi!
Duyduğum anda tüylerim diken diken olur , asabım bozulur insanlar üzerinden sağladıkları haksız kazançları düşününce...........
Bankayla tanışmamız öğrencilik yıllarında başlar genellikle.Üniversiteyi kazanırız , aileden uzak bir yere gideriz , paraya ihtiyaç duyarız , paranın bize ulaşabilmesi için bir banka hesabına ihtiyaç duyarız.Hesabı açtırdıktan sonra birde öğrenci için kredi kartı gönderir banka.(Çünkü öğrenci her zaman paraya ihtiyaç duyar.) Öğrencilik boyunca hesap işletim ücreti , kredi kartı aidatı yoktur ama bankayla sorunlar genelde bu zamanlarda başlar kredi kartı borçları yüzünden.Kart geldiği andan itibaren rahattır öğrencilerin bir çoğu taki limit bitene kadar.(Tabi bu durum öğrenci olmayanlar içinde geçerlidir.Bilinçsiz kullanan herkes için...) Limit biter devran biter.Artık borçlarla karşı karşıyadır öğrenci asgarisini öder ödeyemez borç birikir , asgarisini ödeyemezse faizle birlikte artar borç , kart kullanıma kapanmıştır , borç birikmeye devam etmektedir.Okul biter öğrenci cep harçlığını çıkarabilmek için bir işe girer kazandığı parayla kart borçlarını zar zor öder.(Bazıları ödeyemez ilk icra takibiyle tanışırlar) Aslında aynı şeyler herkes için geçerli , öğrencilik üzerinden örneklendirmek istedim.
İnsan her zaman paraya ihtiyaç duyar.Öğrenciyken , evlenirken , çocuk doğunca , çocuğun okulu için .......... Bazıları şanslıdır imkanlarından dolayı rahat bir yaşam sürerler.Bazıları ise aldıkları para ile sadece geçimlerini sağlayabilmektedirler.İşte burada modern tefeciler (bankalar) devreye girmektedirler.Kredi kartı gönderirler , kredi kampanyaları başlatırlar  sürekli insanın içini gıdıklarlar.Hatta bazı bankalar vardır ki gelir belgesine sosyal güvenliğe bile ihtiyaç duymazlar.İster memur ol , ister işçi ol , ister serbest meslek erbabı ol , ister çiftçi ol , istersen hiç çalışma ihtiyacın varsa paraya bankalar emrinde.İşte bir şekilde ihtiyaçtan dolayı düşersin bankanın tuzağına.Krediyi çekersin , dosya masrafını ödersin ,banka kredi için bir hesap açar , kredi çekerken kredi kartı başvurusu yaptırırlar (genelde bilgi vermeden) sonra başlar para kesintileri.Kredi ödeme tarihinde hesabına taksiti yatırırsın ,birkaç gün sonra bir mesaj gelir kredi taksiti ödenmemiştir diye.Bir bakarsın hesap işletim ücreti kesilmiştir.Bu işlem 6 ayda bir tekrarlar.Kredi kartı ekstreni incelersin yıllık kart aidatı yansıtılmıştır. Eft, havale yaparsın ücret keserler.Sonra tekrar krediye ihtiyaç duyarsın , bankaya gidersin.Banka ikinci bir krediyi çekebilmen için eski krediyi kapatman gerektiğini söyler .Bunun içinde sana ilk krediyi kapatabilmen için yeterli miktarda kredi verir, tekrardan dosya masrafı alır ,eski kredinin ödediğin taksitlerinin yarısı hatta yarısından çoğu faize gitmiştir birde üstüne erken kapama faizi alırlar , banka dibine kadar sömürmektedir seni.Bir arkadaşımın başına geleni anlatayım ; Bir kaç ay önce A bankasından  36 ay vade ile 3500 lira kullandı ve 50 tl dosya masrafı ödedi.İlk taksit için 147 lira ödedi ve tekrardan acil ihtiyacı olduğu için 1 ay sonra 3500 lira daha kullanmak istedi.Aynı bankaya gittiğinde bireysel müşteri temsilcisi kredi kullanabilmesi için eski krediyi kapatması gerektiği söylendi.Tekrardan 7 bin lira kredi kullandırıldı 50 tl dosya masrafı alındı , eski kredi 3500 liraya kapatıldı. (ödediği taksit faize gitti üstüne birde faiz alındı.) Sonra kendisine nakit çekebileceği kart gönderildi ve 1 ay içinde kartın limitinden 36 lira hesap işletim ücreti kesildi.Yani banka her türlü müşterisinden para kesiyor , insanları tuzağa düşürüyor.Lütfen bu tuzağa düşmeyelim , bilinçli olalım , hakkımızı arayalım ,biz sesimizi çıkarmadıkça üzerimizden daha çok para kazanırlar , emeğimizi bankalara yedirmeyelim.

Moda programları

Birkaç gün önce bir arkadaşıma misafirliğe gittik.Arkadaşımın televizyonda izlediği program dikkatimi çekti ve biraz izledim.Programın adı Bu Tarz Benim.Bir moda programı.Programda dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri üslup...Jüri ile yarışmacılar arasında sert tartışmalar yaşanıyor hatta anladığım kadarıyla yarışmacılar arasında da tartışmalar var.Yarışmacılar arasındaki tartışmalar tatlı rekabetten kaynaklanmıyor , birbirlerine söylenmeyecek sözleri  söylemekte hiç de çekingen davranmıyorlar.Jüridekilerin yarışmacılara sarf ettiği sözlerde hayret verici ve üzücü....( Yaşanan tartışmalarda geçen sözleri buraya yazmak istemiyorum.)
Bir diğer konu ise kullanılan Türkçe  ve  konuşma tarzları ,Türkçeyi yayarak konuşmaları , ingilizce kelimeler kullanmaları ( Türkçe karşılığı olduğu halde). Robot gibi bir ses , yaygın bir konuşma ........Ne kadar rahatsız edici olduğunu bir düşünün.
Gelelim beni en çok rahatsız eden duruma (Tabi yukarıda söylediklerim de oldukça rahatsız etti.)
Tarz adı altında giyilen kıyafetler , yapılan makyajlar ve bunlar için harcanan paralar.
Kendi kendime düşünüyorum bu insanlar orada tarz adı altında sergiledikleri kıyafetleri dışarıda rahat bir şekilde giyebiliyorlar mı? (Bu arada kimsenin özgürlüğüne karşı değilim , giyiyorsa da tercihtir.Ama ben bu kadarını görmedim.) Tarz denilen şey sadece çıplaklıktan ve teşhircilikten ibaret midir?Güzellik sadece teşhircilikle mi mümkündür? (Bunu söylememin sebebi programda biraz daha sade giyinen bir kadının eteğinin uzun diye kesilmesi, beğenilmemesi) 
BİRDE BU TARZ PROGRAMLAR NEDEN SADECE KADINLARA ÖZGÜ YAPILIYOR , NEDEN SADECE KADINLAR TEŞHİR EDİLİYOR , NEDEN ARABA TANITIM HOSTESLERİ SADECE GÜZEL VE ALIMLI KADINLAR (BOL MAKYAJ , DİKKAT ÇEKİCİ KIYAFETLER),BU PROGRAMLAR NEDEN YAPILIYOR , YAPILMASINA BİR CEVABINIZ VARDIR MUHAKKAK , O ZAMAN NEDEN ERKEKLER İÇİN DE AYNI TARZDA PROGRAMLAR YAPILMIYOR? (Tabi ben bu tarz programların yapılmasına ve yayınlanmasına kesinlikle karşıyım.) Soruyorum bizim kültürümüze , gelenek göreneklerimize uygun mudur?
Bir filme öpüşme şeklinden dolayı ceza verilirken BU TARZ programlar neden yayından kaldırılmıyor?