25 Şubat 2015 Çarşamba

TÜRKÇEYİ KONUŞAMAMAK

Son yılların yeni modası oldu yeni kelimeler üretmek , Türkçe konuşurken İngilizce kelimleler kullanmak. Her gün git gide büyüyor , gençler arasında daha çok yayılıyor bu alışkanlık.Konuşma şekilleri bile değişti insanların. Yayarak konuşmayı , ses tonunu robotlaştırmayı iyi bir şey sanıyorlar. Kadınlar  3 yaşındaki bebek gibi konuşmaya başlar oldu. ( TeSekkürler gibi …..ş harfini kullanamaz oldular.)
Atar , atarlanmak , gider yapmak , heyecan yapmak , kanka , panpa gibi bir çok kelime girdi hayatımıza.Duygu sömürüsü yapmanın adı acıtasyon olmuş ,takip etmek yerine follow etmeyi daha çekici bulmuş insanlar , iletişim kurmak yerine  contact  kurmak daha mı hoş geliyor kulağa ?
Adam doğru dürüst İngilizce konuşamaz ama Türkçe kelimeler yerine İngilizce kelimeler kullanmaktan vazgeçmez. Televizyonda yayınlanan moda programlarında , dizilerde , oyunlarda kullanılan uydurma kelimeleri kullanmaya çok hevesliyiz. Dükkan isimleri yarı İngilizce yarı Türkçe.
Haber kanallarındaki muhabirler , sunucular  İstanbul’a büyükşehir demek yerine megapol demeyi tercih ediyor .Hayat tekdüze demek yerine monoton demek , nitelikli yerine kalifiye ,yalıtım yerine izolasyon, yasal yerine legal , kuşak-nesil yerine jenerasyon , kendiliğinden gelişti yerine spontane , simge yerine sembol , veri yerine data  gibi  daha bir çok örnek var.
                Nedir bu hastalık ? Çok mu iyi bu kelimeleri kullanmak? Dilimize böyle mi sahip çıkıyoruz?  Ne kadar basitleştiğimizin farkında değil miyiz ? 
                Önce kendi dilimizi  doğru dürüst öğrenelim , doğru konuşalım , kendi dilimize sahip çıkalım. Zaten kendi dilini iyi bilmeyen diğer dilleri de öğrenemez konuşamaz.



18 Şubat 2015 Çarşamba

FUTBOLA OLUK OLUK AKITILAN PARALAR

Türkiye’de Süper Ligde oynayan bir futbolcunun ortalama maaşı yıllık 1 milyon Euro (2 800 000 tl ).Bu miktar 3,5 milyona Euro ya kadar çıkabiliyor. Tabi buna alınan primler falan dahil değil. Sadece Türkiye’de değil , bütün dünyada bu durum böyle. Futbola akıl almaz paralar aktarılıyor. Bahisler , teşvikler ……………..
Ülkemizde futbol fanatikliği ve bahis hastalığı da hat safhada. Bir adamın hafta sonunu ailesine ve çocuklarına ayırması zoruna giderken , söz konusu futbol maçı olduğunda gözü hiçbir şey görmez. Ya da çocuğuna harçlık vermekte zorlanırken söz konusu bahis oynamak olduğunda oldukça açıktır eli. Tabi bu insanların , ailesinin rızkından kıstığı bu paralar futbol camiasının cebini doldurmaktadır. Sevgililerine lüks jeepler hediye ederler , yatlar alırlar ………………………………………………….. Paranın verdiği şımarıklıkla keyif sürerek devam ederler hayatlarına , bir çoğu farkında değildir Dünyadaki diğer gerçeğin !
Dünya küresel açlık raporuna göre saatte 300 çocuk ölmektedir açlıktan. Afrika’da her 5 çocuktan 2’si açlık nedeniyle gelişemiyor .Bu kıta çapında 60 milyon çocuk demek. Her yıl 5 yaşının altındaki 6 milyon çocuk ölüyor tek sebebi açlık……  Sevgiliye hediye edilen lüks bir jipin parası kaç çocuğu kurtarır açlıktan…….?



Bir diğer sorun ise evsizlik….Dünyada milyonlarca evsiz bulunuyor. Çöpten yiyecek toplayarak , banklarda , telefon kulübelerinde , parklarda yatarak hayatta kalmaya çalışıyor bu insanlar. Türkiye’deki sayıları 100 bini bulmakta.


Afrika’da sadece 2 litre su bulamadığı için bir  çok insan hayatını kaybediyor. Bir çok insan daha iyi koşullarda yaşayabilmek  için kaçak yollarla Avrupa ve Amerika’ya gitmeye çalışırken ölüyor.
Milyonlarca insan salgın hastalıklar nedeniyle ölüyor.
Tüm bu sorunların çözümü ne yazık ki parayla ilgili.
22 kişi bir topun peşinden koşuyor ve bunun karşılığında akıl almaz paralar alıyorlar , milyarlarca insan bu duruma destek veriyor. Küresel sorunlar söz konusu olduğunda verilen destek ne kadar ?

Demiyorum ki futbol oynanmasın , izlenmesin ,futbola destek verilmesin !  Sadece soruyorum dünyada açlık sorunları varken , insanlar yoksulluk nedeniyle ölürken ,milyonlarca evsiz varken futbol camiasındakilere akıtılan bu paralar hak mıdır?  Tüm bunlar akıllarına geldiğinde hiç mi vicdanları sızlamaz?

14 Şubat 2015 Cumartesi

FAYDANIZ YOK ZARAR VERMEYİN BİRAZ VİCDAN


Hepimiz her gün bir çok kez karşılaşıyoruz sokakta yaşayan canlılarla ama bir çoğumuz da farkında bile olmuyoruz ne durumda olduklarının aç susuzlar  mı  , hastalar mı ………..?
Bazıları  farkında olmak bir yana varlıklarından rahatsız oluyorlar. Kışın üşümemeleri için yapılan küçük bir sığınak  , yazları bina önlerine konulan su ve mamalar rahatsız ediyor birilerini. Bir kısmı daha da ileri giderek işkence ediyor canlılara.
Biz onların yaşam alanlarını işgal ediyoruz , bizlerle birlikte yaşamalarına müsaade etmiyoruz , onlarla birlikte yaşamaktan gocunuyoruz. Güç onlarda olsaydı emin olun bizim davrandığımız gibi davranmazlardı. Bencil olmazlardı , şefkatle yaklaşırlardı.

Biri sokağa tükürdüğünde üstüne basıp geçiyoruz  , sokağa çöp atanları gördüğümüzde sesimiz çıkmıyor  sorun titizlikse bunlar daha önemli değil mi ? Apartman bahçesine konulan bir tas su , bir tas mama neden rahatsız ediyor apartman sakinlerini…….En büyük hayvan biz insanlar değil miyiz? Her canlıya en büyük işkenceyi yapan bizler değil miyiz? Ağaçları keserek ormanları yok eden , rant uğruna ormanları yakan , denizlere atıklarını bırakarak zarar veren bizler değil miyiz? Bu dünyada yaşamayı hak eden biz insanlar değiliz , o hor gördüğümüz diğer canlılardır…

13 Şubat 2015 Cuma

Yemek programları

Kumanda ile gezinirken hemen hemen bir çok kanalda karşımıza çıkar yemek programları.Günün her saatinde bu tarz programları görebilmek mümkün. Bazıları tarif üzerinedir , bazılarında insanlar mutfaktaki hünerlerini sergileyerek birbirleriyle yarışırlar. Et yemekleri , birbirinden güzel tatlılar , pastalar , börekler havada uçuşurlar adeta.... Yoksulluk sınırı asgari ücretin 4 katı  (4014 lira) , açlık sınırı 1200 lira olan  bir ülkede bu tarz programların bu kadar çok olması ne derecede doğru..İnsanlar  aldıkları 900 lira maaş  ile ev kiralarını ödemeye çalışırken, evlerine ekmek götürmeye çalışırken , çocuklarının çoğu isteğini karşılayamazken  hemen hemen her kanalda yayınlanan yemek programları…..Geçenlerde televizyonda denk geldiğim yemek programına konuk  olan kişi Türkiye’nin en iyi kasaplarındanmış. Fırında et yaptı. Eti fırından aldılar , kamera iyice yaklaştı (neredeyse ağızlarının içine girecek) , program sunucusuyla yemeye koyuldular , kamera ağızlarının dibinde..Vay efendim nasıl güzel pişmişmiş , böyle bir et yokmuş, hayatında bu kadar lezzetli et yememişmiş……. Yahu bunları söylerken hangi vicdanla hareket ediyorsunuz? Hiç mi vicdanınız sızlamaz , hiç mi düşünmezsiniz bir lokmaya muhtaç insanları , hiç mi düşünmezsiniz  bir lokma yemek için Suriyeli çocuğun yediği dayağı…… Bence hiç düşünmezsiniz ,  umrunuzda değildir  bir lokmaya muhtaç olanlar , şimdi çıkarsınız bu eleştirilere cevap olarak  biz insanlara gereken yardımı yapıyoruz dersiniz , biz muhtaç olanın yanındayız dersiniz , ne derseniz deyin , kıtlıktan çıkmış gibi görgüsüzce yemek  yediğiniz  o an her şeyin cevabı……

11 Şubat 2015 Çarşamba

Çağımızın hastalığı akıllı telefon

15-20 yıl önce cep telefonları bir lükstü.Hatta öncesi çağrı cihazlarıdır.Bazı insanlar bu cihazlarla haberleşirlerdi.Hem cep telefonları hem de çağrı cihazları bir lükstü.  Motorola , Ericsson 688 , Nokia 5110 gibi cihazlar vardı piyasada ve insanlar gerektiğinde kullanırlardı.Konuşmak için , mesajlaşmak için..... Sonra gazeteler ve operatörler iş birliği yaparak kuponla cep telefonu (alcatel vb) ve  telefon hattı (muhabbet kart vb ) vermeye başladılar ve herkes yavaş yavaş cep telefonu sahibi olmaya başladı.Virüs yavaş yavaş yayılmaya başladı.Her geçen gün telefonların özellikleri yükseltilerek piyasaya sürülüyordu.(polifonik melodiler , bas konuşlar vs... Aslına bakarsanız bir sonraki ürün çok öncesinde üretilir ancak piyasaya çok sonra sürülür.) Ekranlar renklendi , uygulamalar arttırıldı telefonlara oyunlar yüklenebildi , içerikler satın alınabildi.İnsanlar telefona bağımlı hale getirildi ve büyük bir pazar oluşturuldu.Bir sonraki teknolojiye sahip telefonları kullanabilmek için krediler çekildi , kredi kartlarına borçlanıldı.3g teknolojisiyle birlikte herkes görüntülü konuşmaya başladı ,önceleri insanlar birbirlerine sadece  mms (resim , sesli içerik ) gönderebilirken artık birbirlerini görerek konuşabiliyorlardı.Telefon furyası git gide büyüyordu var olan telefonlar yetmedi , akıllı telefonlar üretilmeye başladı , operatörler insanlar internete bağlanabilsin diye kampanyalar başlattı.Telefonlarından internete bağlanabilen insanlar artık telefonlarıyla arkadaş -sevgili-dost oldular.Telefonlarından kopamadılar.Binlerce lira karşılığında yenisini almaktan geri kalmadılar , gece yarısı kuyruklarda beklediler.Kredi kartına taksit yapılamamasını hiç mi hiç önemsemediler , bankalardan kredi çektiler , evdeki zaruri ihtiyaçlardan daha önemliydi akıllı bir telefona sahip olabilmek , arkadaşlıktan dostluktan daha öteydi.Otobüste ayaktayken düşmek pahasına telefonu ellerinden bırakmadılar , iş yerinde işlerin aksaması pahasına gelen mesaja bakabilmek,gelen mesajı yanıtlayabilmek daha önemliydi  , kuyrukta bekleyen müşteri nede olsa biraz daha bekleyebilirdi , arkadaşıyla oturmuş karşılıklı  kahve içiyordu zaten konuşmaya ne gerek vardı  internetteki videoyu o anda izleyebilmek daha önemliydi...................Çoğu kişiyi gecenin bir yarısı arayıp ona ihtiyacın olduğunu söylesen gelmemek için bin takla atar , mırın kırın eder , gelse dahi gün gelir başına kakar (tabi istisnalar da var , genelleme yapmamak lazım) ama söz konusu olan yeni çıkan akıllı telefonu alabilmekse sabaha kadar kuyrukta beklemek , gecenin ayazında tir tir titremek hiç önemli değil.
Hayatımıza hoşgeldin akıllı telefon..........

Bankalar ve sağladıkları haksız kazanç

Alerjim olan kelimelerden biri ''banka'' kelimesi!
Duyduğum anda tüylerim diken diken olur , asabım bozulur insanlar üzerinden sağladıkları haksız kazançları düşününce...........
Bankayla tanışmamız öğrencilik yıllarında başlar genellikle.Üniversiteyi kazanırız , aileden uzak bir yere gideriz , paraya ihtiyaç duyarız , paranın bize ulaşabilmesi için bir banka hesabına ihtiyaç duyarız.Hesabı açtırdıktan sonra birde öğrenci için kredi kartı gönderir banka.(Çünkü öğrenci her zaman paraya ihtiyaç duyar.) Öğrencilik boyunca hesap işletim ücreti , kredi kartı aidatı yoktur ama bankayla sorunlar genelde bu zamanlarda başlar kredi kartı borçları yüzünden.Kart geldiği andan itibaren rahattır öğrencilerin bir çoğu taki limit bitene kadar.(Tabi bu durum öğrenci olmayanlar içinde geçerlidir.Bilinçsiz kullanan herkes için...) Limit biter devran biter.Artık borçlarla karşı karşıyadır öğrenci asgarisini öder ödeyemez borç birikir , asgarisini ödeyemezse faizle birlikte artar borç , kart kullanıma kapanmıştır , borç birikmeye devam etmektedir.Okul biter öğrenci cep harçlığını çıkarabilmek için bir işe girer kazandığı parayla kart borçlarını zar zor öder.(Bazıları ödeyemez ilk icra takibiyle tanışırlar) Aslında aynı şeyler herkes için geçerli , öğrencilik üzerinden örneklendirmek istedim.
İnsan her zaman paraya ihtiyaç duyar.Öğrenciyken , evlenirken , çocuk doğunca , çocuğun okulu için .......... Bazıları şanslıdır imkanlarından dolayı rahat bir yaşam sürerler.Bazıları ise aldıkları para ile sadece geçimlerini sağlayabilmektedirler.İşte burada modern tefeciler (bankalar) devreye girmektedirler.Kredi kartı gönderirler , kredi kampanyaları başlatırlar  sürekli insanın içini gıdıklarlar.Hatta bazı bankalar vardır ki gelir belgesine sosyal güvenliğe bile ihtiyaç duymazlar.İster memur ol , ister işçi ol , ister serbest meslek erbabı ol , ister çiftçi ol , istersen hiç çalışma ihtiyacın varsa paraya bankalar emrinde.İşte bir şekilde ihtiyaçtan dolayı düşersin bankanın tuzağına.Krediyi çekersin , dosya masrafını ödersin ,banka kredi için bir hesap açar , kredi çekerken kredi kartı başvurusu yaptırırlar (genelde bilgi vermeden) sonra başlar para kesintileri.Kredi ödeme tarihinde hesabına taksiti yatırırsın ,birkaç gün sonra bir mesaj gelir kredi taksiti ödenmemiştir diye.Bir bakarsın hesap işletim ücreti kesilmiştir.Bu işlem 6 ayda bir tekrarlar.Kredi kartı ekstreni incelersin yıllık kart aidatı yansıtılmıştır. Eft, havale yaparsın ücret keserler.Sonra tekrar krediye ihtiyaç duyarsın , bankaya gidersin.Banka ikinci bir krediyi çekebilmen için eski krediyi kapatman gerektiğini söyler .Bunun içinde sana ilk krediyi kapatabilmen için yeterli miktarda kredi verir, tekrardan dosya masrafı alır ,eski kredinin ödediğin taksitlerinin yarısı hatta yarısından çoğu faize gitmiştir birde üstüne erken kapama faizi alırlar , banka dibine kadar sömürmektedir seni.Bir arkadaşımın başına geleni anlatayım ; Bir kaç ay önce A bankasından  36 ay vade ile 3500 lira kullandı ve 50 tl dosya masrafı ödedi.İlk taksit için 147 lira ödedi ve tekrardan acil ihtiyacı olduğu için 1 ay sonra 3500 lira daha kullanmak istedi.Aynı bankaya gittiğinde bireysel müşteri temsilcisi kredi kullanabilmesi için eski krediyi kapatması gerektiği söylendi.Tekrardan 7 bin lira kredi kullandırıldı 50 tl dosya masrafı alındı , eski kredi 3500 liraya kapatıldı. (ödediği taksit faize gitti üstüne birde faiz alındı.) Sonra kendisine nakit çekebileceği kart gönderildi ve 1 ay içinde kartın limitinden 36 lira hesap işletim ücreti kesildi.Yani banka her türlü müşterisinden para kesiyor , insanları tuzağa düşürüyor.Lütfen bu tuzağa düşmeyelim , bilinçli olalım , hakkımızı arayalım ,biz sesimizi çıkarmadıkça üzerimizden daha çok para kazanırlar , emeğimizi bankalara yedirmeyelim.

Moda programları

Birkaç gün önce bir arkadaşıma misafirliğe gittik.Arkadaşımın televizyonda izlediği program dikkatimi çekti ve biraz izledim.Programın adı Bu Tarz Benim.Bir moda programı.Programda dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri üslup...Jüri ile yarışmacılar arasında sert tartışmalar yaşanıyor hatta anladığım kadarıyla yarışmacılar arasında da tartışmalar var.Yarışmacılar arasındaki tartışmalar tatlı rekabetten kaynaklanmıyor , birbirlerine söylenmeyecek sözleri  söylemekte hiç de çekingen davranmıyorlar.Jüridekilerin yarışmacılara sarf ettiği sözlerde hayret verici ve üzücü....( Yaşanan tartışmalarda geçen sözleri buraya yazmak istemiyorum.)
Bir diğer konu ise kullanılan Türkçe  ve  konuşma tarzları ,Türkçeyi yayarak konuşmaları , ingilizce kelimeler kullanmaları ( Türkçe karşılığı olduğu halde). Robot gibi bir ses , yaygın bir konuşma ........Ne kadar rahatsız edici olduğunu bir düşünün.
Gelelim beni en çok rahatsız eden duruma (Tabi yukarıda söylediklerim de oldukça rahatsız etti.)
Tarz adı altında giyilen kıyafetler , yapılan makyajlar ve bunlar için harcanan paralar.
Kendi kendime düşünüyorum bu insanlar orada tarz adı altında sergiledikleri kıyafetleri dışarıda rahat bir şekilde giyebiliyorlar mı? (Bu arada kimsenin özgürlüğüne karşı değilim , giyiyorsa da tercihtir.Ama ben bu kadarını görmedim.) Tarz denilen şey sadece çıplaklıktan ve teşhircilikten ibaret midir?Güzellik sadece teşhircilikle mi mümkündür? (Bunu söylememin sebebi programda biraz daha sade giyinen bir kadının eteğinin uzun diye kesilmesi, beğenilmemesi) 
BİRDE BU TARZ PROGRAMLAR NEDEN SADECE KADINLARA ÖZGÜ YAPILIYOR , NEDEN SADECE KADINLAR TEŞHİR EDİLİYOR , NEDEN ARABA TANITIM HOSTESLERİ SADECE GÜZEL VE ALIMLI KADINLAR (BOL MAKYAJ , DİKKAT ÇEKİCİ KIYAFETLER),BU PROGRAMLAR NEDEN YAPILIYOR , YAPILMASINA BİR CEVABINIZ VARDIR MUHAKKAK , O ZAMAN NEDEN ERKEKLER İÇİN DE AYNI TARZDA PROGRAMLAR YAPILMIYOR? (Tabi ben bu tarz programların yapılmasına ve yayınlanmasına kesinlikle karşıyım.) Soruyorum bizim kültürümüze , gelenek göreneklerimize uygun mudur?
Bir filme öpüşme şeklinden dolayı ceza verilirken BU TARZ programlar neden yayından kaldırılmıyor?