20 Eylül 2016 Salı

SABAHATTİN ALİ KÜRK MANTOLU MADONNA

Birkaç yıl önce okuduğum, her cümlesini tekrar tekrar okuyup, düşüncelere daldığım Kürk Mantolu Madonna, farklı dünyalara ait iki insanın yaşadığı aşkın hikayesidir . Romanın kahramanlarından Raif Bey duygusal, naif, bütün duyguları kendi içinde yaşayan bir insan, Maria Puder ise feminist ve özgür bir kadındır. Tek ortak yanları kendi yaşadıkları çevreye ve insan kalabalıklarına olan yabancılaşmalarıdır.  Bu iki zıt karakterin aşkını oldukça iyi bir üslupla anlatmış yazar. Okumaya doyamayacağınız, bitmesini istemeyeceğiniz, tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz muhteşem bir eser. Sizi bir aşkın inceliklerine, derinliklerine götürecek bu muhteşem eseri okumanızı tavsiye ederim.






17 Eylül 2016 Cumartesi

Çocukluk

Ne güzeldi bizim çocukluğumuz.Sokağa rahatlıkla çıkabilir ,dilediğimiz gibi oynayabilirdik.Mahalle kavramı vardı o zamanlar.Mahallenin abileri vardı , ablaları vardı.Küçükler büyüklerine saygı duyar  büyükler ise küçükleri sever,küçüklere kol kanat gererlerdi.
Çocukluğumuzu yaşardık sadece.Bilgisayar  bizler için insan üstü bir şeydi o zaman.Sadece adını duyardık.Bilgisayar oyunları değil kendi yarattığımız oyunlarla büyüdük biz.Misket oynardık ellerimizi çatlatana kadar,çamura bulanırdı giysilerimiz ama umrumuzda değildi hiçbir şey çocuktuk biz.Kör ebeler,ortada sıçanlar,tombikler,saklambaçlar,beş taşlar,elim sendeler,ebe sobeler ,çember kapmaca,mendil kapmaca,köşe kapmaca,taş kırma,topaç çevirme,bezirgan başı, çelik çomak daha ne oyunlar…………çocuktuk , çocukluğumuzu yaşardık dibine kadar.
Bayramlarda neşeli geçerdi o yıllarda.Mahallenin bütün çocukları bir olur elimizde süpürgeler,su kovaları temizlerdik mahalleyi bayram heyecanıyla.Büyükler de övünürdü bizimle.Bayram sabahı bütün mahallenin çocukları toplaşırdık kızlı erkekli.Mahalledeki bütün evlerin kapısını çalardık rahatlıkla ,öperdik büyüklerin ellerini , şeker toplardık,harçlık beklerdik.
Kardeş gibiydik biz çocuklar ,kendi aramızda didişir,kavga eder küserdik ama kalamazdık birbirimizden ayrı…..Savunurduk birbirimizi ,dışardan kimseye laf söyletmezdik.Çocuktuk biz ama arkadaşlığın , kardeşliğin değerini bilen çocuklardık.
                Öğretmen bir ödev verdiğinde karıştırırdık kitapları , araştırırdık, kütüphanelere  giderdik,en iyisini yapabilmek için değil , öğrenebilmek için araştırırdık.

                Ya şimdi.Şimdi ise özler olduk o yılları , özler olduk o dönemki  insanlıkları,komşulukları,arkadaşlıkları,samimiyeti ve doğallığı.Teknolojiyle birlikte değerlerimizde insanlığımızda ,kardeşliğimizde,arkadaşlığımızda yok olmaya başladı çünkü………………………

16 Eylül 2016 Cuma

Çocuklarımıza Kitap Okuma Alışkanlığı Kazandıralım

Kitap okumak, bir çocuğun temel ihtiyaçlarından biridir.Çocuklarımızın beslenmesi ne kadar önemliyse kitap okuması da aynı derecede önemlidir. Çocuğun kelime haznesinin genişlemesi,beyin fonksiyonlarının gelişmesi ve kendini en iyi şekilde ifade edebilmesi için kitap olmazsa olmazdır.Peki çocuklarımıza bu alışkanlığı nasıl kazandırabiliriz, ebeveynler olarak neler yapabiliriz?
Uzmanlara göre çocukların ilk 3 yaşı son derece önemli, kişilikleri bu dönemde oluşuyor,ebeveynlerinin iyi ve kötü yönlerini bu dönemde taklit ediyorlar.Kitap okuma alışkanlığını kazandırabilmemiz için de bu dönem oldukça önemli.6. aydan itibaren çoçuklarımıza kitap okumaya başlayabiriz, hergün belli bir  saatte bir kaç dakika da olsa okuyacağımız kitap, çocuğumuzun düzgün konuşmasını ve  kelime haznesinin gelişmesini sağlayacaktır. 1 yaşından itibaren kitap okurken çocuğun dikkatini çekmekte zorlanabiliriz ama vazgeçmeyelim, bu dönemde kitaplara dokunmasına hatta yırtmasına izin verelim.Çocuğumuzun kütüphanesini oluşturmaya başlayalım. Evimizde bulunan kitaplıkların alt raflarını çocuklarımıza ayıralımki diledikleri zaman kitaplarına ulaşabilsinler. Her gün akşamları bir saatimizi okuma saati olarak ayıralım, çocuğumuz hergün kitap okuduğumuzu görecek ve bunun gerekli bir ihtiyaç olduğunu anlayacaktır. Evimizin bir köşesini kitap okuma köşesi yapabiliriz. Biz eşimle birlikte kitaplığımızın olduğu bölüme bir ağaç resmi çizdik ve o bölümü okuma köşesi yaptık.Kitaplığın alt rafına da kızımızın kitaplarını koyduk şimdi kızımız okuma köşesinden ayrılmıyor.İlk zamanlar dikkatini çekmekte çok zorlandık ama vazgeçmeden yeni metotlar geliştirdik.Kitaplarını kitaplıkta herhangi bir yere saklayıp bulmasını istedik ki böylelikle kitaplarla haşır neşir olmasını sağladık.Masallardaki karakterleri eşimle birlikte canlandırarak dikkatini daha çok çekebildik.Kitabı elimize alıp masalları şarkı söyler gibi okuduk.Kızımız şu an 18 aylık.Kırmızı Başlıklı Kız kitabı elinde bir yandan kitabın sayfalarını çevirip bir yandan da bizim yaptığımız gibi şarkı söyler gibi kitap okuyor ve artık kitaplara zarar vermiyor. Bizden kendisine kitap okumamızı istiyor. Sizde yeni metotlar geliştirerek çocuklarınıza kitap okuma alışkanlığı kazandırabilirsiniz. Çocuğunuzun ufkunu genişletebileceğiniz bir çok eylem vardır, en önemlisiyse ona kitap sevgisi aşılamaktır.

14 Eylül 2016 Çarşamba

Çocukluğumun Bayramları


Çocukluğumda bayram 1 ay önceden gelirdi bizim mahalleye,eve . Bütün mahalleliyi heyecan sarardı çocuklu büyüklü. Her evde bir telaş.Erkekler gecekondunun boya, tamirat işleriyle uğraşır, kadınlar ise yoğun bir temizlik işine girişirlerdi. Biz çocuklar ise hem annelerimize hem de babalarımıza yardım ederdik.Evler kireç ile badana yapılır, evin hasar gören yerleri onarılır, evin her bir köşesi, eşyaların hepsi en ince ayrıntısına kadar temizlenirdi.Heyecandan yorulduğunu bile anlamazdı insanlar. Mahallenin kadınları hep birlikte baklava börek açarlardı, işi biten bir diğer komşusuna yardıma giderdi, müthiş bir dayanışmayla bütün işler bitiverirdi. Biz çocuklar bayrama iki üç gün kala mahalle temizliğine girişir, sokaktaki bütün çöpleri toplar, sokağı süpürür yıkar tertemiz yapardık.Arife günü analarımız da bizi kırklardı. Bütün mahalle bayrama hazır olurduk.Bayram sabahı tüm erkekler bayram namazına giderdik.Namaz çıkışında camii avlusunda herkes bayramlaştıktan sonra evlerine dağılırdı. Evde analarımızın hazırladığı muazzam kahvaltı sofraları bizi beklerdi. Börekler, sarmalar,dolmalar,tatlılar.....Kahvaltı keyfi bitttikten sonra bütün çocuklar sokakta toplanır, kapı kapı dolaşıp mahallelinin bayramını kutlar, şeker ve bayram harçlığı toplardık, büyüklerimizde aynı şekilde ev ziyaretlerine gider kucaklaşıp bayramlaşırlardı.Mahalle ziyaretleri bittikten sonra akraba ziyaretlerine giderdik.Eğer kurban bayramı ise yine bütün mahalleli birbirine yardım eder,bütün mahallelinin kurban işlerini hallederlerdi.Kurban kesenler kesemeyenlere yardım ederlerdi.Büyükler küsleri bir araya getirir barıştırırlardı.Bayramı bütün heyecanıyla, neşesiyle yaşardık.Ya şimdi şimdi ise bayram yaklaşmadan rezervasyonlarımızı yaptırıp bayramda tatile gidiyoruz,binalarda ne bir komşumuzu ziyarete gidiyoruz nede komşularımız bizi ziyarete geliyor,çocuklarımızı şeker toplamaya gönderemiyoruz, eski bayramları yaşayamıyoruz, yaşatamıyoruz. Eskiden dedelerimiz derdi "Nerde eski bayramlar" ( Demekki onların çocukluğunda daha bir başkaydı bayramlar) Şimdi bizlerde söyleniyoruz: Nerde o eski bayramlar 

5 Eylül 2016 Pazartesi

İnternet Haberleri,Magazin Zırvaları

Eskiden haberleri televizyondan ya da günlük aldığımız gazetelerden takip ederdik. Özellikle gazete okumanın ayrı bir keyfi olurdu.Bir yandan sabah kahvaltımızı yaparken diğer yandan göz gezdirirdik gazeteye.Kahvaltı sonrası kahvemizi yudumlarken köşe yazarlarını okurduk ayırt etmeden.Her köşe yazarını, her haberi okurduk en ince ayrıntısına kadar. Sonrasında da bulmaca faslına geçer, bulmaca ekindeki bütün bulmaca türlerini yapmaya çalışırdık.Ya şimdi şimdi ise teknolojinin gelişmesiyle birlikte bir çok eve gazete girmez oldu. Her evde internet, herkesin elinde bir akıllı telefon internetteki haber sitelerinden, sosyal medya üzerinden takip ediyorlar haberleri. Ama ne haberler. Haber sitelerinin işi magazin haberi yapmak olmuş. Kim kiminle nerede, kimin poposunda selülit var, kim kimi, nerede nasıl öptü, birileri birilerine milyon dolarlık hediye aldı, vay efendim sosyal medyada ünlüler, instagramda ne paylaşıldı................................. 3 tane normal haber varsa 3000 tane magazin haberi var. Yapmayın arkadaş Allah aşkına. Bize ne kim nereye giderse gitsin, ne alırsa alsın. Derdimiz mi yok başka.Haber sitenizin büyük bir bölümünü magazin haberlerine ayırmak yerine her yaş grubunun dikkatini çekecek makaleler yayınlasanız ne olur? Kültür-sanat haberleri yapsanız daha iyi olmaz mı? İnsanları kitap okumaya teşvik etseniz, haber sitelerinizde küçük bilgi yarışmaları düzenleseniz, insanlara kitap hediye etseniz.................... Gelişmek için, insanımızı, ülkemizi geliştirmek için elinizi taşın altına koysanız. Milletin sapıklıklarını her gün gözümüze gözümüze sokmak yerine daha ileri nasıl gideriz bunlarla ilgili sayfalarınızı donatsanız.

2 Eylül 2016 Cuma

Kültürel Değerlerimize Sahip Çıkalım

Kültür varlıkları, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilimkültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan ya da tarih öncesi veya tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş kültürel ve bilimsel açıdan özgün değer taşıyan yer altında, yer üstünde ya da su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklar için kullanılan bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır.
 Tabiat varlıkları ise, Jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender bulunmaları ya da özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan değerleri ifade etmektedir.
Anadolu, kültür varlıkları ve tabiat varlıkları yönünden oldukça zengin bir coğrafyadır.
İstanbul’un tarihi alanları, Sivas Divriği Ulu Camii, Çorum’da bulunan Hitit kenti Hattuşa (Boğazköy), Adıyaman Kahta Nemrut Dağı, Muğla Fethiye’de bulunan Xanthos antik kenti, Antalya’da bulunan Letoon kutsal alanı, Karabük- Safranbolu, Çanakkale’de bulunan Troya Antik Kenti, Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi, Konya’da bulunan Neolitik dönem kenti Çatalhöyük, Bergama çok katmanlı kültürel peyzaj alanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun doğuşu Bursa ve Cumalıkızık, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri, İzmir Efes Antik Kenti, Kars’ta bulunan Ani Arkeolojik alanı kültürel olarak; Göreme Milli Parkı ve Kapadokya, Pamukkale-Hierapolis hem kültürel hem de doğal miras olarak Unesco Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır.
Yukarıda belirttiğim yerler dışında Unesco Dünya Miras Listesi’ne alınmayı bekleyen kültürel ve tabiat varlıklarımızın sayısı oldukça fazla. Her yıl yüzbinlerce turist bu değerlerimizi görebilmek için ülkemizi ziyaret ediyor ve bu ziyaretler ülke ekonomimize büyük katkılar sağlıyor.

         Birkaç gün önce gittiğim tarihi bir kilisenin durumu beni son derece üzdü. Kilisede bulunan duvar resimleri 1950'li yıllarda oldukça tahrip edilmiş, ikonaların gözleri, burunları, ağızları oyulmuş,üstleri kazınmış. Yakın zamanda ise kilisenin içine ve dışına sprey boyalarla yazılar yazılmış. Maalesef bu tür tahribatlarla çok sık karşılaşıyoruz.Define bulma sevdasıyla kaçak kazılar yapıyor, değerlerimizi tahrip ediyoruz, eser kaçakçılığıyla eserlerimizin yurt dışına kaçırılmasına sebep oluyoruz.Üç kuruş  uğruna değerlerimizin başka ülkelere gitmesine sebep oluyoruz. Bugün Avrupa'da bulunan bir çok müzede ülkemize ait eserler bulunmakta.  Fransa'da Louvre Müzesi'nde sergilenen çiniler bizim ülkemizden kaçırılan çiniler. Almanya'da bulunan Berlin Müzesi'nde sergilenen eserlerin bir çoğu bizim ülkemizden. Hem değerlerimize hem de ülkemize büyük zararlar veriyoruz. Ülkemiz yurt dışına kaçırılan bir eseri geri alabilmek için uluslar arası davalar açıyor, milyar dolarlar harcıyor, bu paralar bizlerin cebinden gidiyor, hem paramızdan hem de değerlerimizden oluyoruz.
Bizlerin vatandaşlar olarak yapması gereken bu değerlere sahip çıkmak, bu değerleri korumak, gelecek nesillere aktarmak oysaki..





1 Eylül 2016 Perşembe

Bu dünyaya barış uğramaz

1 Eylül 1939 tarihinde Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesiyle 2. Dünya Savaşı başlar.2. Dünya Savaşı sonucunda 52 milyon insan hayatını kaybeder, bir çok şehir moloz yığınına döner.Savaşın sona ermesiyle birlikte 1 Eylül 1939 Dünya Barış Günü ilan edilir.Peki o günden sonra ne değişti?Dünyaya barış mı geldi? İşte rakamlarla gerçekler;


  • 1950 yılında başlayan ve 1953 yılında sona eren Kore iç savaşında 3 milyon kişi,
  • 1954 yılında başlayıp,1962 yılında sona eren Cezayir Bağımsızlık Savaşı'nda 250.000 kişi,
  • 1960 yılında meydana gelen Mau Mau isyanında 20.000 kişi,
  • 1955 yılında başlayıp,1975 yılında sona eren Vietnam Savaşında 258.000 kişi,
  • 1980 yılında başlayıp,1988 yılında sona eren İran Irak Savaşı sonucunda 1 milyon kişi,
  • 1975 yılında başlayıp, 1990 yılında sona eren Lübnan iç savaşında 200.000 kişi,
  • 1975 yılında başlayıp, 2002'de sona eren Angola iç savaşında 500.000 kişi,
  • 1982 yılında başlayıp aynı yıl sona eren Falkland Savaşı sonucunda 907 kişi
  • 1983 yılında başlayıp, 2003 yılında sona eren Sudan iç savaşında 2 milyon kişi,
  • 1990 yılında başlayıp,1991 yılında sona eren Körfez Savaşı sonucunda 100.000 kişi,
  • 1991 yılında başlayıp, 2002 yılında sona eren Cezayir iç savaşında 80 bin kişi,
  • 1991 yılında başlayıp, 1995 yılında sona eren Hırvatistan Savaşı sonucunda 15.000 kişi,
  • 1992 yılında başlayıp 1995 yılında sona eren Bosna Savaşı sonucunda 260.000 kişi,
  • 1998-1999 yılları arasına meydana gelen Kosova Savaşı sonucunda 25.000 kişi,
  • 2011 yılında başlayıp günümüzde hala devam etmekte olan Suriye iç savaşında 300.000 kişi hayatını kaybetti.
Yukarıda bahsettiğim savaşlar dışında 1990lı yıllardan günümüze kadar bir çok savaş meydana geldi.11 Eylül saldırılarını bahane ederek 2001 yılında Amerika'nın Afganistan'a girmesiyle,2003 yılında Amerika'nın Irak'ı işgal etmesi sonucunda milyonlarca insan hayatını kaybetti, evinden-yurdundan oldu. 
Bugün Filistin'e düzenlenen saldırılar sonucunda bir çok kişi hayatını kaybediyor. Özellikle Ortadoğu üzerine oynanan oyunlar sonucunda insanlar ölüyor, yeni yeni terör örgütleri ortaya çıkıyor.Birileri kanla besleniyor.
Sonuç olarak sömürgeciliğin ön planda tutulduğu, çocukların, masumların  bir hiç uğruna öldüğü bu dünyaya 1Eylül Dünya Barış Günü uğramaz